30 Mayıs 2016 Pazartesi

Aradaki fark



Bir insan, size kızmak istiyorsa;
Dünyanın en iyi insanı dahi olsanız bir neden bulabilir.
Aynı şekilde bir insan, sizi affetmek istiyorsa;
Dünyanın en kötü insanı dahi olsanız bir mazeret bulabilir.
Aradaki fark,sizin iyiliğinizde ya da kötülüğünüzde değil,
Karşınızdakinin gözünde ne kadar değerli olduğunuzla alakalıdır.



Kız mı erkek mi?

07.06.2012 tarihinde kızıma hamileyken yazdığım yazılardan biri :

Hamile olupta bebeğinin cinsiyetini merak etmeyen yoktur heralde.

Sadece anne adayının mı herkesin merak konusudur. Öyle, bebek mi bekliyorsun denip geçilemez. 

Bebek bekleyen bir anne adayına sorulan  Erkek mi olacak, kız mı? 

En önemli sorulardandır! 


Ardından da tahminler başlar. Öncelikle göbekle ilgili tahminler yapılır. Hımm göbeğin yayık duruyor sanki kızın olacak senin, çok güzelleşmişsin hamilelik yaramış kesin oğlun olacak (bu cümleyle anne adayı bir yaman çelişkiye girer; hamileyken bile iyi görünüyorum vaw mutluluğu ile, ben hamilelikten önce çirkin miydim acaba şüpheleri içinde) ekşi mi aşeriyorsun tamam kız kız.. Benim içime doğar kime dediysem tuttu diye büyük konuşanlar vardır birde. Bu hep böyledir.. Herkes ultrasonografi cihazı ve cinsiyet tahmincisi oluverir biranda..


Benim de son günlerde sıkça yaşadığım bir durum bu. O yüzden de yazmak için bu konuyu seçtim. Henüz bebeğin cinsiyetini öğrenmediğimizden herkes yorum yapıyor. Tahminler havalarda uçuşuyor. Bahis falan başlayacak diye korkmuyor değilim. İlk bebeğimde pek böyle olmamıştı aslında. Kız mı erkek mi diye soranlara sağlıklı olsun önemli değil dedim hep. Öyle ya ilk bebekti kız veya erkek ne farkederdi. Ancak şimdi bir oğlum olduğu için birde kızın olsun dilekleri çoğaldı.

Tabiki herkes gibi benimde ilk dileğim, hayırlı ve sağlıklı evlatlarım olması...  Sağlıklı olsun da kız olsun erkek olsun önemi yok. Ama merak etmeden de durulmuyor değil mi?
Hadi biraz eğlenelim ve çok eskilerden günümüze gelen tahmin yöntemlerini hep birlikte hatırlayalım mı?

  • Çin takvimi en çok bilineni sanırım. Ben mantığını hala çözemesem de bakmadan duramıyor insan. Bir arkadaşım oğlu olduğu için hamile kalmak için kız aylarını beklediğini söylediğinde çok şaşırmıştım ama gerçekten bir kızı oldu. Ben şimdi bakınca görüyorum ki kız aylarını kaçırmışım, erkek bebek görünüyor bakalım tutacak mı? Takvimde bir hoş yani zaten hepi topu iki seçenek olduğuna göre tutma şansı %50, %50 yani doğru da olabilir yanlışta olabilir. 
  • Hamile kadının omzuna veya başının üstüne tuz dökmek var birde.. Annemler yengeme yaparken görmüştüm ilk defa. Bu yöntemde en dikkat edilmesi gereken nokta anne adayına çaktırmadan tuzun dökülmesi. Sonrası çok eğlenceli herkes pür dikkat kadıncağızı izlemeye başlıyor. Elini burnuna götürürse oğlu, ağzına yada çenesine götürse kızı olacağı düşünülüyor.
  • Karnın şeklinden tahminler var birde, karın yuvarlak ve öne doğru top gibi ise erkek bebek, daha yayvan bir duruşu var ve basenlerden de kilo alınıyor ise kız bebek olduğu söyleniyor.
  • Kız bebeğin annenin güzelliğini aldığına inanılıyor. Erkek bebek bekleyen annelerin ise daha fazla güzelleştiği, her zamankinden daha iyi göründüğü.
  • Ye ekşiyi doğur Ayşe’yi, ye tatlıyı doğur Hakkı’yı yada atlıyı demişler.. Ben çok fazla ekşi yiyorum özellikle yeşil erik ;) bakalım..
  • Baba adayı anne ile birlikte kilo alırsa, oğlu olurmuş, kız bebek bekleyen annelerde mide bulantısının fazla olduğu, erkek bebeklerde ise olmadığı gibi daha birçok söylem var..
  • Ha birde alyans testi var değil mi? Anne adayının karnına ipe bağlanan bir alyans tutuluyor; yuvarlak daireler çizerse oğlu, dikey yada yatay gelip gidiyorsa kızı olacağına inanılıyor.
  • Tüm bu söylemlerin ne kadarı doğrudur ben bilmiyorum, özelliklede teknoloji bu kadar ilerlemişken bunlara ne kadar ihtiyaç olduğu da başka tartışılası bir konu yinede
    şimdi bu konuda  kadar bilgi verdiğime göre;
    acaba kız mı erkek mi? ;) 
07.06.2012

Site Çocukları

01.06.2012 tarihinde kızıma hamileyken yazdığım yazılardan biri :

Ben küçük bir kızken sokakta oynardık arkadaşlarımızla. Sabah evden çıkar akşam ezanı okunmadan dönmezdik evimize, yada acıkmadan. Apartmanlar yoktu, yada çok azdı, parklar da yoktu. Tek tük araba geçerdi sokağımızdan. Sokaklar toprak ve tozluydu ama güvenliydi bizim için. Tüm komşular komşu teyzemizdi. Biber dolması çok severdim ben.. herkeste bilirdi. Biber dolması pişiren mutlaka İlknur diye seslendirdi ;)
En çok evcilik oynamayı severdim. Kapımızın önüne ne kadar oyuncağım varsa yığardım, minderlerle küçük bir ev yapardım. Yemek pişirir, arkadaşlarımı çaya davet ederdim.
Aslında çok oyuncağımız olduğu da söylenemezdi, pek çoğu uydurma şeylerdi ama illa da oyuncak olmasına gerek yoktu bizim için herşey oyuna dönüştürülebilirdi. Mesela özenle taşlar toplar beştaş oynardık biz. Taşlarla oynanan tombilibiliş vardı sonra..
İp atlardık, yakan top, istop, körebe, yakalanbaç, köşe kapmaca, saklambaç oynardık. Yağ satardık, bal satardık, bazen kavga da ederdik ama sokakta kalabalık mutlu çocuklardık.
Şimdi benimde bir oğlum var, tam oyun çağında ama o kadar farklı ki benim çocukluğumdan. Çok haraketli, inanılmaz enerjik bir çocuk ama ne oynayacağını bilmiyor, bilse bile çoğu zaman arkadaş bulamıyor.
Bütün gün okulda olduğundan mahalledeki çocukları tanımıyor. Biz mahallemizin okuluna gittiğimizden okul arkadaşlarımızla da oynardık. Şimdi çocuklar servisle başka okullara gittiklerinden, okul arkadaşlarıyla farklı yerlerde oturduklarından birbirleriyle oynama fırsatı bulamıyorlar.
Tüm anneler aynı endişeleri aynı sorunları yaşıyoruz sanırım. Çocuğumuza oynayabileceği alan, yada arkadaş bulmakta güçlük çekiyoruz. Bu da çocuğun enerjisini harcayamamasına yada enerjisini yanlış yerlere yönlendirmesine ve sosyalleşmesinde güçlükler yaşamasına neden oluyor.
Biz müstakil bahçeli bir evde yaşıyoruz. Ancak çocuğun gidebildiği tek alan bu bahçe oluyor. Sokağa gönderemiyoruz oynaması için, ya sokaklar çok değişti yada biz anneler daha pimpirikli olduk. Sanıyorum her ikisi de.
Müstakil bir evde yaşamamıza rağmen, komşuluk ilişkilerimiz benim çocukluğumdaki gibi değil. Evler birbirinden çok ayrı, genelde kimseyi görmüyorum ve çoğunu tanımıyorum bile. Ya çalıştığımdan, ya annem kadar misafirperver olamayışımdan, yada zaman gerçekten çok değişti.
Yazları ise, yazlık eve geçiyoruz ve site ortamında yaşamaya başlıyoruz. Müstakil eve alışık bizim aile için biraz zor olabiliyor. Sadece kendimize ait bir evde yaşıyor olmanın özgürlüğü bir anda koşturma oğlum, bağırma, sessiz olalım, alt kattaki, üst kattaki komşularımız rahatsız olmasın aman ha tedirginliğine dönüşüyor.. iyi tarafları da yok değil tabi.. Balkona çıkıyoruz, asansöre biniyoruz, bahçede biraz geziyoruz bir komşumuzu görüp konuşma fırsatı bulabiliyoruz. Siteler ortak kullanım alanları nedeniyle biraz içiçe bir hayat tarzı sağlıyor. Bu durumda bana çocukluğumu hatırlatıyor..
Oğluşumda site bahçesinde bol bol oynama fırsatı buluyor komşularımızın çocuklarıyla  birlikte.. Bisiklete biniyor, top oynuyor, saklambaç, yakantop bile oynuyorlar. İşten dönerken; daha sitenin bahçesinde atlıyor arabadan ben arkadaşlarımla oynayacağım diyor. Yemek hazır olduğunda zor alıyoruz içeriye.. Yüzü gözü elleri üstü başı kir içinde oluyor. Oğlanı göremiyoruz resmen tozdan ;) naptın oğlum serzenişlerinde de bulunsam, çok hoşuma gidiyor bu durum. Oh diyorum evet çocukluk bu işte..
Geçen günde bir arkadaşım Umut’u soruyor. Umut sokak çocuğu oldu resmen sokaktan eve gelmiyor ki hep oyun peşinde dedim..
Yok canım ne sokak çocuğu site çocuğu o dedi.. :) Evet; site çocukları da olsa bizim çocuklarımız, en azından oyun alanı ve arkadaşları bulabiliyorlar. Çocuk olmak da bu demek değilmi zaten.. Keşke tüm çocuklar gönüllerince oyun  oynayabilirseler..


Hamişten : Oğluma geçen hafta kardeşi olacağını söyledim. Hiç tepki vermedi meğer inanamamış. Uzun ve hiç bitmeyeceğini sandığım sorularından sonra inandı sanırım. Şimdilik olumlu tepkiler veriyor. Hem sevindim, hem üzüldüm diyor. Onu sevmeyeceğimizden ihmal edeceğimizden korkuyor çok ince bir çizgi var burada bebek olunca unutmamamız gereken.
Önümüzdeki hafta sonu da doktor kontrolümüz var, bekli cinsiyetimizi öğreniriz ve 3’lü test zamanımız.
Bizden şimdilik bu kadar,
Sevgiyle kalın..

01.06.2012