13 Mayıs 2016 Cuma

Ben bu kendimden şikayetçiyim..



Ben bu kendimden şikayetçiyim;
“asla” dediğim ne varsa bir şekilde ansızın gelip beni bulur,
“keşke”ler yoldaşım, vesveseler ve  varsayımlar sol yanım,
“hayır” demeyi beceremeyip, bide üstüne
tutamayacaksan niye söz veriyorsun be kızım 
nihâyetinde emin ol kendinle yüzleşeceksin...


11 Mayıs 2016 Çarşamba

Aşk bazen kavuşamayacağını bile bile beklemektir.



Apollon sürekli aşk yaşayan bir tanrı, adı üstünde zaten aşk tanrısı. Mitolojik dönemde çapkınlıklarıyla ün salan Apollon bir gün kırlarda gezerken Okeanas’un kızı Klyte’yi görür ve hemen gönlünü kaptırır, kız ile hemen konuşma yollarını arayan Apollon hiç de zorlanmaz ve kıza ona aşık olduğunu söyler, kız başlarda naz etse de bir müddet sonra Apollona aşık olur, uzun bir süre sevgili olurlar. Apollon çapkın birisidir ve bu uzun ilişki onu çabuk sıkmıştır. Bir gün haber vermeden ansızın gider, zavallı kız günlerce onu bekler ama onun dönmeye hiç niyeti yoktur, her gün Apollonun yolunu gözleyen onun için gözyaşları döken kız bir gün ümitsiz bir şekilde dizleri üstüne çöker ve tanrılara dua eder, bu duası öyle içtendir ki onu tanrılar tanrısı Zeus duyar ve ona yardım etmeye karar verir. Ve bu talihsiz kıza yapılabilecek en iyi yardımın onu boyu Klyte gibi uzun, saçları onun gibi sarı güzel bir çiçeğe ''Günebakan çiçeğine'' dönüştürmek olacağını düşünür ve kızı günebakan çiçeğine dönüştürür, bunun sebebini anlamak ise hiç zor değildir çünkü bilindiği gibi Apollon bir Güneş tanrısıdır, Günebakan çiçeğine dönüşen kız her gün güneş doğduğunda yüzünü güneşe doğru çevirir ve onu gün boyu takip eder, akşam olup güneşin batma vakti geldiğinde de boynunu büküp bir sonraki gün için sabırsızlıkla bekler.

Bunların hepsi kulaktan kulağa yayılan uydurma hikayeler olabilir, 
yinede gerçeklik payı yok değil. Aşk bazen kavuşamayacağını bile bile beklemek değilmidir?
Kimbilir belki de bu çiçeğin bitkisinden elde edilen çekirdek olarak bildiğiniz bitkisinin siyah olmasının sebebi aslında kara bir sevdanın ürünü olmasıdır... Belki de günebakan çiçeçiğinin aşkına karşılık bulamadığı içindir hep mahzun ve boynu bükük duruşu.



10 Mayıs 2016 Salı

Kendimi şanslı hissediyorum...



Google arama motorları içinde en çok kullandıklarımdan. Arama sayfasına girdiğimde, başlarda bana çokta anlamlı gelmeyen, aramak istediğim bilgiyi de bulmamda pek  yardımı olmayan bir buton var; “Kendimi şanslı hissediyorum”.
"Kendimi Şanslı Hissediyorum" butonu Google'a yılda 110 milyon dolara mal oluyormuş. Google'ın kurucularından Sergey Brin, katıldığı bir radyo programında, internet kullanıcılarının Google üzerinden yaptıkları aramalarda, "Kendimi Şanslı Hissediyorum" (I'm feeling lucky) butonunu yüzde birlik bir oranda kullandıklarını belirtmiş.

"Kendimi Şanslı Hissediyorum " butonuna tıklandığında, Google, kullanıcıyı direkt olarak ilk sırada yer alan arama sonucuna götürdüğü için bu yüzde birlik kesim, arama sonuçlarındaki reklamları görmüyor. Bu durum da şirkete yıllık tamı tamına 110 milyon dolara mal oluyormuş...
İşin bir diğer ilginç tarafı ise Google'ın, inanılmaz maliyetine karşın "Kendimi Şanslı Hissediyorum " butonunu kaldırmayı düşünmemesi...
Gerçekten ilginç değilmi…
İtiraf ediyorum, kişisel gelişim kitaplarının birçoğunun farklı sözcüklerle ve sonu gelmeyen yinelemelerle, sayfalar dolusu, pozitif ol-mutlu ol, iste-başar, iyi düşün-iyi ol ilkelerini açıkladığını bildiğim halde bu kitapları okumayı seviyorum. Google’un sayfasında yer alan bu üç kelimenin tüm bu kitaplarda yazan birçok konuyu özetlediğini düşünüyorum.
İstemenin gücüne de inanıyorum. İnsan ancak istedikleriyle vardır ve başarabilecekleri en çok istedikleri kadardır. Bu nedenle güne kendimi şanslı hissediyorum, yapabilirim, başarabilirim diye başlamak bana çok iyi geliyor.
Şu an düşünmekte olduklarınız, gelecekteki yaşantınızı oluşturmakta...
Üzerinde en çok düşündüğünüz ya da üzerine en çok odaklandığınız şey,
"HAYATINIZ" olarak karşınıza çıkacaktır.
Niye şanslı hissetmeyelim ki..            
Öte yandan sadece şansa güvenerek, hiç bir şey yapmadan başarılı olmayı Umut etmemiz de yanlış olur. İstemenin, düşünmenin yanında başarmak için çok çalışmak, kendini adamak gibi birçok etken daha gerekli. Ama ben bu etkenleri de  yazmaya devam edersem, bu yazı çok uzun bir yazı olacak ve kimse okumak istemeyecek. O yüzden şimdilik burada kesiyorum :)

 

Bırak Zorlama...

Yarım kalması gereken her şey yarım kalsın.
Bazı şeyler yarım yaşanır, her şeyi tamamlamaz hayat.
Bazen gece vakti güzel bir rüya görürsün.
Ardından birden uyanır ve bir daha uyuyamazsın.
Çünkü bilirsin, uyusan da yarım kalan rüyanı asla tamamlayamazsın!
Rüya gibidir işte yaşamak, bırak yarım kalması gereken herşey yarım kalsın...


25 Nisan 2016 Pazartesi

Yine yeniden Merhaba...

Uzun zaman oldu bloğuma uğramayalı. Çok ihmal ettim, haksızlık ettim biliyorum. Ama çok özledim. Hem yazmayı, hemde paylaşmayı. Bu uzun zaman ayrılıkta çok güzel şeyler oldu hayatımda keşke hepsini yazma fırsatım olsaydı. Ama keşkeleri çoğaltmamak gerekli ben iyikileri, sevdim hep..  iyiki blog şifremi unutmamışım, iyiki tekrar yazma isteğim oldu. Ve ben yine paylaşacağım, güzel olan, paylaşmaya değer bulduğum ne varsa. Merhaba tekrar benden ;)


12 Kasım 2010 Cuma

Damla çikolotalı kurabiye

Çok yoğunum son günlerde... Hem işte hem evde... Yazmaya pek fırsat bulamıyorum. Birçok fotoğraf birikti ama benim bloğa elim ermiyor bir türlü.. Oğlumun bu yıl ilk okul tecrübesi. Anaokuluna gidiyor. Arkadaşlarına öğretmenine sürekli birşeyler götürmek istiyor. İşte bu kurabiyelerde Sincaplar sınıfı için yapıldı. Ben çikolatalı herşeye bayılıyorum, umarım sizde seversiniz.

Malzemeler :
200 gr margarin
1 su bardağı pudra şekeri
1 kabartma tozu, 1 paket vanilya
aldığı kadar un (yumuşakça bir hamurumuz oluyor)
üzeri için : 1 su bardağı kadar damla çikolata