30 Ekim 2009 Cuma

Piyano Pasta


Kakaolu kek ve kurabiyeleri çocukluğumdan beri çok seviyorum . Piyano Pasta'nın orjinal tarifide Piyano Kek olarak geçiyordu. Ben ıslak kektede sütü fazla kullanıp, fazlaca ıslak olmasını tercih ediyorum. Bu tariftede sütü fazla kullanıp keki pasta haline getirdim. Pastadan farkı yoktu gerçekten tadı da nefisti :)

Kek için malzemeler;
2 yumurta, 1/2 su bardağı toz şeker, 1 su bardağı un, 1 paket kabartma tozu, 1 paket vanilya, 1/2 su bardağı süt, 1/2 su bardağı sıvıyağ, 2 çorba kaşığı kakao, ayrıca üzerine dökmek için 1,5 su bardağı süt.

Muhallebi için malzemeler;
2 fincan un, 2 fincan şeker, 3 su bardağı süt, 1 paket krema

Yapılışı;

Kek malzemelerinin hepsi karıştırılır ve yağlanmış büyük boy borcama dökülüp pişirilir. Kek fırından çıkınca üzerine 1,5 su bardağı soğuk süt dökülür. Muhallebi için un, şeker ve süt karıştırılarak pişirilir, soğuduktan sonra içine krema konup çırpılır. Kekin üzeri muhallebiyle kaplanır, süslemek için üzerine bolca kakao serpilir.

Hazır Yufkadan Kol Böreği

Ben bu börekleri Ramazan ayında sahur için hazırlamıştım. Hatta fazlaca yapıp derindondurucuya koydum. Pişereceğim zaman derindondurucudan alıp, üzerine yumurta sarısı sürüp fırında pişirdim.
Malzemeler:
4 yufka
1,5 su bardağı süt
1 yumurta
3 yemek kaşığı zeytinyağı
beyaz peynir
kıyılmış maydanoz
1 yumurtanın sarısı
çörek otu
Not: peynirli maydanozlu iç yerine patatesli veya kıymalı iç de hazırlayabilirsiniz.
Yapılışı :
süt, yumurta ve yağı bir kaseye alıp çırpın.
ezilmiş beyaz peyniri ve kıyılmış maydanozu ayrı bir tabakta karıştırın.
yufkanın birini masaya yayın. yarısına kadar harçtan sürün. diğer yarısını yufkanın dörtte üçünü kaplayacak şekilde kapatın, aynı harçtan onun da üzerine sürün.
peynirli içi yufkanın
üzerine yayın. Yufkanın kenarlarını içe doğru kıvırıp yufkayı rulo şeklinde sarın. ruloyu ortadan ikiye kesin ve yağlanmış tepsiye yanyana dizin. aynı işlemi diğer üç yufka içinde yapın. sütlü harçtan arttıysa ruloların üzerine sürün. bir yumurtanın sarısını çırpıp ruloların üzerine sürün. çörek otu serpip börekler kızarana kadar pişirin.

Şeker fasülye

Bakliyatların faydaları saymakla bitmez ancak çalışınca çok fazla evde bakliyat pişiremeyenlerdenim.
En sevdiğim bakliyat türü ise barbunyadır. Bayılırım barbunyaya, sonrada şeker fasülyeye. Bildiğimiz kurufasülyeden çok daha lezzetli ve kolay pişen bir fasülye cinsi. Bugünlerde de pazarlarda bolca mevcut. Denemenizi tavsiye ederim.

Malzemeler:
- yarım kilo şeker fasülye
-1 orta boy soğan
-3-4 adet yeşil biber
-2 adet domates
-2 yemek kaşığı zeytinyağ

Yapılışı:
Doğradığımız soğanı zeytinyağıda biraz kavurduktan sonra, doğranmış yeşil biberi ekliyoruz. Daha sonra kabuklarını soyduğumuz domatesleri doğrayıp ekliyoruz. 1 tatlı kaşığı biber veya domates salçası ekliyoruz. Yıkadığımız şeker fasülyeleri de ekleyip biraz kavuruyoruz. Üzerine 1-2 parmak geçinceye kadar su ve tuzunu ekleyip, 45 dakika kadar pişiriyoruz. Kuru fasülye gibi önceden haslamaya veya suda bekletmeye gerek yok. Hatta düdüklü tencereye bile gerek yok, kolayca pişiyor. Afiyet olsun...

20 Ekim 2009 Salı

Öyle güzel bir yazı ki! uzunda olsa, sizinle de paylaşmak istedim.

Beyin öyle bir güçtür ki..
Kafadan geçen her düşüncenin bir talep olduğuna inanıyorum... iyi şey ister güzel şeyler düşünürseniz cevabı aynen öyle gelir , Ama hep korku ve kuşkuyla yaşarsanız aynen bunları da çağırırsınız…
Trafik kazasından korkan insanlar hep kazaya uğrarlar. Eğer siz korkuyla yola çıkar ve hep bunu beyninizde kurgulayıp etrafa negatif enerji yayarsanız mutlaka şoföre kaza yaptırırsınız ama arabayı siz kullanıyorsanız ve böyle korkularınız varsa eğer sakın araba kullanmayın...
Çocuğuna aşırı korumalı ana ve babalarının çocuklarına hep bir şeyler olur yani biri bir taş atsa bile gelir sizin çocuğunuzun kafasını bulur o zaman siz şunu düşünürsünüz "onu kollayıp korumasam hep başına olumsuz şeyler geliyor. Neden acaba ? Bu tıpkı (yumurtamı tavuktan çıkar, yoksa tavuk mu)'yu andırmıyor mu?

Öyle mutsuz bir toplum olduk ki birbirimize günaydın diyemiyoruz, bir araya geldiğimizde hep olumsuz olaylar konuşuyoruz, biri bize nasılsın dese iyiyim demeye korkar olduk, işler nasıl deseler, derhal şikayet etmeye ve her şeyin kötü ve daha da kötüye gittiğini söylüyoruz, hastalıklarımızdan ve ölümlerden bahsediyoruz yani dostlarla da sohbetin güzelliği , keyfi kalmadı.
Hep para olmadığından yakınıyoruz sanki bunu soran bizden para isteyecekmiş gibi. Aynen devam edin, neyi YOK diyorsanız, onu YOK etmeye devam edin, sürekli şikayet edip etrafa olumsuz ve zavallı görünerek her şeyin bereketini kaçırın, ayrıca da bu kadar mızırdanma sonunda dostlarınızı da kaçırdığınızı fark edeceksiniz…
Sürekli param yok diyen insanlar paralarının bereketini öyle kaçırırlar ki bir gün gelir birde bakarlar gerçekten paraları bitmiş ama bu bitiş ani çıkan hesapta olmayan mecburi harcamalarda olabilir, sağlığa harcanması gereken miktarlar da olabilir.Hep hastayım diyen insanlar mutlaka hasta olurlar beyin şartlanmaya görsün hangi hastalıktan korkup, çağırıyorsanız size onu getirir.
Allah zaten verilen nimetlere şükretmesini bilmeyen kullarından bu nimetleri bir müddet sonra almaya başlar.Çevrenize bakın örneklerini çok göreceksiniz.
Gelin bundan sonra Nasılsın diyenlere…ÇOK İYİYİM ÇOK ŞÜKÜR demekle işe başlayın.
Öyle bir toplum olduk ki karşımızdakini yargılamaktan sevmeye zaman bulamıyoruz.
Oysa her yaşta sevgiye ihtiyacımız var. Sevgi sunulmazsa sevgi değildir. Neyi severseniz sevin ama içinizde yoğun sevgi duyguları olsun. Birisine sevginizi söylediğinizde hareketlerle bunu pekiştirdiğinizde ona öyle güzel bir enerji yollarsınız ki, onun mutluluğunun enerji şeklinde size geri dönüşünden aldığınız pozitifi başka hiçbir şeyde bulamazsınız.
Yeni bebeği olmuş bir anne eğer sıkıntıları varsa veya olumsuz bir kişiliğe sahipse lütfen en olumlu olduğunda bebeğini kucağına alıp onu çıplak tenine deydirsin.
Eğer bebeklerinizin huzurlu ve sağlıklı bir bebek olmasını istiyorsanız onu sakin kavgasız gürültüsüz ve pozitif birortamda büyütmeye çalışın, Kızgınken, sinirliyken kucağınıza almamaya çalışın ve ona sınırsız sevginizi gösterin. Öpün koklayın ve bilin ki bu günler çok çabuk geçecek ve bilin ki çok çabuk büyüyorlar.
Bazı anne ve babalar çocuklarını çok sevdikleri halde bunu ifade edemez ve gösteremezler.
Neden ?
Ne zaman göstereceksiniz?
Tanrı'nın verdiği bu armağana sevgiyi en güzel şekilde göstermemiz bir şükür ve teşekkür değil mi?
Beyin öyle bir güçtür ki , insan beyin gücünü kullanarak isterse kendini felç de edebilir, öldürebilir de, kanserini de yenebilir. Yeter ki beynini şartlandırabilsin. Beynimizde yaklaşık 13 milyar civarında sinir hücresi vardır. Her bir hücre yaklaşık 7.3 kilo voltluk enerji açığa çıkarır.Pratikte mümkün değil ama teorikte beyindeki tüm sinir hücrelerinin aynı anda enerjilerini saldığını varsayalım, yaklaşık 350 milyon kilo voltluk bir enerji açığa çıkar ki bu da büyük bir metropolün tüm elektrik ihtiyacını karşılayacak güce sahiptir.
Size tıp kitaplarına girmiş bir olayı anlatmak istiyorum,"Et taşımaya yarayan soğutuculu bir tren, temizlenmek için bir istasyonda duruyor.. İşçiler vagonları temizlemeye başlıyorlar, işçinin biri bir vagonu temizlerken diğer işçi o vagonu boş sanıp kapısını dışardan kilitliyor.. Biraz sonra tren hareket ediyor, ve bir durak sonra et almak üzere bir istasyonda duruyor. Kapalı kalan işçinin vagon kapısı açıldığında işçinindonarak öldüğü görülüyor. Fakat bir bakıyorlar ki, vagonun ısısı normal ısıda yani dondurucuya geçirilmemiş. Ama kapalı kalan işçi bunu bilmediği, donarak öleceğini sandığı için beyin aynen donmanın şartlarını hazırlayarak, donmanın tüm belirtilerek göstererek vücudunu buna uyduruyor."..
Yani beyninizi olumlu şeylere kanalize edin . Bazı insanlar vardır, hep konuşurken daha yaşasam 1-2 sene daha yaşarım diye konuşup sık sık bunu tekrar ederler ve kendilerine adeta bir ölüm zamanı belirlerler. Ben bu laftan çok korkarım ,eğer bunu inanarak söylerlerse beyinlerini öyle bir şartlarlar ki , öyle bir kurgularlar ki gerçekten dedikleri zamanda ölürler.
Bu yüzden kaç yaşında olursanız olun hep bir hedefiniz ve hayalleriniz olsun ki uzun yaşayabilesiniz. İnsan hayal ettiği müddetçe yaşarmış. Ne doğru bir laf değil mi?
Dün bitti. Dünün tekrarı yok aynı rüyalar gibi.Yarın, hiç bilmiyoruz, iyi şeylerde olabilir kötü de .
Ama şu anımı biliyorum,ayağım kırık bu yazıyı yazıyorum ama eşim yanımda çocuklarım sağ ve ben bu yüzden dünyanın en mutlu insanıyım ve yarınımı da bilmediğim için bu anımı en iyi, en keyifli ve en pozitif şekilde değerlendiririm.
Bilmediğim bir geleceği düşünerek de bu anımı zehir edemem.Siz de böyle yapın ve hayatınızı birbirine karıştırmamak kaydıyla 3'e bölün.
Dün, bugün,yarın diye...
Biz ani stresleri çok severiz. Çünki ani streste vücutta Adrenokortikotrop hormon (ACTH) artar ve hafıza, algılama, enerji süper olur. Yani bu hormon strese karşı vücudun bir sigortasıdır.Ama siz bu stresi kısır döngüye çevirirseniz yani sürekli beyninizde kurarsanız, hep bunu düşünürseniz, gelen olumlu şeylerin hepsi geri gider. Yani unutkanlıklar, enerji kayıpları, isteksizlikler, migren, mide-bağırsak şikayetleri, uykusuzluklar, beyin tümörler, tansiyon iniş-çıkışları, vücudun muhtelif yerlerinde uyuşmalar, mutsuzluk, hatta depresyon, kalple ilgili şikayetler ve kansere zemin hazırlamış olursunuz.
Bunları kendinize niye reva göreceksiniz ki ? Akıllı, kontrollü ve olumlu olmak yeterli. Eğer büyük bir strese girdiyseniz kendinize hobiler bulun, yani kafanızı dağıtın. Başka işlere kanalize olun ki stres yaratan faktörün etkisi az alsın veya sevdiğiniz, sizi mutlu eden şeylerle uğraşın.
Bunları da yapamıyorsanız dua edin, duaların insanlarda yarattıkları mistik etki onların pozitiflenmesini sağlar. Ben evde sokakta bile hep iyilik diler ve hayır için dua ederim...

Notum : Yazı Prof. Yıldız Batırbaygil'e ait. Her kelimesine katılıyorum. Bu yazıyı benimle paylaşan sevgili Ebru'ya çok teşekkürler.

13 Ekim 2009 Salı

12 Ekim 2009 Pazartesi

Biraz ruhlarımızı dinlendirmemiz gerekli



Bir vakit Afrika’da kayıp bir şehri aramakta olan arkeologlar, beraberlerindeki eşya ve yükleri, hayvanların ve yerlilerin yardımı ile taşıyarak uzun bir yolculuğa çıkmışlar.

Kafile zor doğa koşullarında,balta girmemiş ormanların içinde ilerleyerek nehirleri,çağlayanları geçerek yolculuğa günlerce devam etmişler.

Fakat günlerden bir gün yerlilerin bir kısmı birden durmuşlar.Taşıdıkları yükleri yere indirmişler ve hiç konuşmadan beklemeye başlamışlar.

Ulaşmak istedikleri yere bir an önce varmak isteyen Batılı arkeologlar bu duruma bir anlam veremeyip,zaman kaybettiklerini , bir an önce yola devam etmeleri gerektiğini anlatarak,yerlilerin neden durduklarını öğrenmek istemişler. Fakat yerliler büyük bir suskunluk içinde sadece bekliyorlarmış.

Bu anlaşılmaz durumu yerlilerin dilinden anlayan rehber,onlarla bir süre konuştuktan sonra ,
şu şekilde ifade etmeye çalışmış “ÇOK HIZLI GİDİYORUZ. RUHLARIMIZ GERİDE KALIYOR”

Modern şehir hayatının ve çağımızın getirdiği en büyük sorunlardan biride “HIZLA VE SONU BİR TÜRLÜ GELMEYECEK OLAN HEDEFLERE DOĞRU ÇILGINCA KOŞUŞTURMAK” ve koşuştururken etraftaki ayrıntıları ,manzaraları,küçük mutlulukları kısaca hayata dair pek çok yaşanası güzelliği görememek ve kaçırmak...Ya da yaşanan yığınla drama, saçmalığa ve ilkelliğe seyirci kalmak, duyarsızca sadece bakıp geçmek ve gitmek...

“ BİRAZ RUHLARIMIZI DİNLENDİRMEMİZ GEREKLİ ”
“ RUHLARINIZI DİNLENDİRİN VE AKIP GİDEN ZAMANDAN ELİNİZİ AYAĞINIZI AZ BİŞEY OLSUN ÇEKİN.GÖRECEKSİNİZ O ÇEKİLME SONRASINDA ÇOK KUVVETLİ BİR BİÇİMDE GERİ GELECEKSİNİZ...TIPKI DALGA GİBİ... "

Balık Salatasız olmaz...

Çok severim salataları, özelliklede yeşil salatayı.. Yeşil salata yapmayı herkes bilir, en kolay hazırlanan yiyeceklerden biridir kuşkusuz; malzemeleri yıka, doğra, sosla ve karıştır. Bazılarıysa iyi yeşil salatanın nasıl yapıldığını bilir; hani şu en iyi restoranlarda yediğimiz, çıtır çıtır yaprakların tam gerekli miktarda sosla karıştırılıp hafif yemek sevimsizliğinin ziyafete çevrildiği salataları. Lezzetli salatalara imza atmak zor değildir, sadece itina gerektirir. Salatanızda kullanacağınız yaprakların tam olarak hangi çeşit ve renkte olduğunun bir önemi yoktur. Asıl olan en taze, en körpe ve gevrek olanı seçmektir. Ben salata yeşilliği alırken mevsim yeşilliklerinin arasında durur, en iyi gözükenini alırım. Bu yeşillikler, yediğimiz yemeği sindirmemize yardımcı oluyor. Yeşillikleri seçerken, daha az önce toplanmışçasına taze olanı seçin.

En tahammül edemediğim salata, yaprakları minik minik doğranmış olandır. Bir kere yapraklar öyle ince ince doğranınca kendi öz görüntülerini ve körpeliklerini kaybeder. Ama tabii ki tabağın kenarlarından fışkıracak ya da ağzınıza sığmayacak büyüklükte tutmaya da gerek yok.
Salata yaprakları kumlu toprakta yetiştiğinden iyice yıkanmadıklarında, tabağımızda kum tanecikleriyle karşılaşırız. Dolayısıyla çok ama çok iyi yıkamak şarttır. Musluğun altında yıkamak yeterli değil, soğuk su ve sirke ile dolu bir kaba yatırıp bekletmek gerekir.
Kurulamak da yıkamak kadar önemlidir. Yaprakların üzerinde kalacak en ufak fazladan su, sosunuzun tadını bozar ve sosun yapraklarla bütünleşmesini engeller. Salata kurutucunuz varsa çok hızlı çevirmemek şartıyla kullanabilirsiniz yoksa temiz bir havlunun üzerine yayın.
Ben sos olarak yağ ve limon suyunu tercih ediyorum. İyi karıştırmak çok önemli. Yaprakların teker teker sosla kaplandığından emin olana kadar karıştırmalısınız. Bu soslayıp karıştırma işlemini servis edeceğiniz kapta değil başka bir kapta yapmalısınız ki fazla sos bu kabın dibine aksın. İyice karıştırdıktan ve sosların yeterli olduğuna karar verdikten sonra normal kabına alın ve fazla bekletmeden servis edin.

Notum : Salataların üzerinde maydonozun kıvırcık şekilli olanlarını çok seviyorum. Aslında bu kıvırcık maydanozların hem tadını çok seviyorum hemde çok dekoratif duruyor. Diğerlerine göre de daha dayanıklı. İsmini bilmiyorum, bilen varsa öğrenmek isterim.